YTL’nin değerli pozisyonunu daha fazla sürdüremeyeceğine dair parametre değişiklikleri yakın gelecek için daha fazla göze çarpar oldu. Tuhaftır; cari açık problemimiz geçmişte petrol fiyatlarındaki yükselişler nedeniyle YTL’nin ani değer kaybına yol açarken, önümüzdeki süreçte tersi olacakmış gibi yorumlar var. OPEC ülkeleri inatla daha fazla üretim kısıtlaması yapmazsa, başlamış olan petrol fiyatlarındaki düşüş süreci daha hızlı devam edeceğe benziyor. Şaşırmanın ve hakkaniyet aramanın alemi yok! İşin doğası böyle: Herkes büyümek istiyor. Ancak değerli Euro, FED’in öngörüsü doğrultusunda, AB ekonomisini zorlamaya başladı. Olayın bize göre Türkçesi şu: “Senin büyümen benim büyümeme bağlıysa, benim büyümem için senin de fedakarlık yapman lazım!” Bir zamanlar ABD’de Japon malları yerine ABD mallarının kullanımına yönelik bir tür “yerli malı” haftası kampanyası başlatıldığını duymuştum. Japonlar bunu da fırsat bilmiş ve ABD’ye üzerinde “Japon malı değil, ABD malı kullan” yazılı tişörtler ihraç etmişlerdi. Ama bu kez ABD’deki durumdan Japonya da muzdarip. Çünkü Japon ekonomisini ihracat, ABD ekonomisini özel tüketim sürüklüyor.
Euro/dolar paritesi düşerse ne olur?
Paritenin yüksek seyir izlemesine son iki sene içinde biraz da bu yüzden göz yumuldu gibi. Ancak, yıl sonu için petrol fiyatı tahminini halen 140 dolara yakın tutan birkaç istisna banka dışında, tersine dönüşün başladığı konusunda hemen herkes hemfikir. Süreç ilk etkisini Euro/dolar paritesinde gösterdi bile. Bu değişikliği tüm mükelleflerin yakından izlemesi gerekiyor. Çünkü bundan sonra (genel olarak) hammadde için ithalatta ödediğimiz para değer kazanacak, mamulü ihraç ederken tahsil ettiğimiz para değer kaybedecek. Yani iki yönden de cari açık baskısı artacak. Çünkü imalatçımız YTL cinsinden pahalı ithalat yapacak, fakat malını YTL cinsinden ucuza ihraç edecek. Petrole doğrudan bağlı olmayan mallarda (demir-çelik gibi) düşüşler olsa da birçok malın reel girdi maliyetindeki artışlar henüz mamul fiyatına yansımış değil. Elektrik zamları süreci tetikleyebilecek çok önemli bir etken. Enflasyonla mücadele programı çerçevesinde tekrar “gelirler politikası” tartışmasını yapmaya başlarsak şaşırmayın. Çünkü “tatlı hayat”, biraz başka bankadan alınan yeni kredi kartına veya aynı kartta limit artışına dayalı bir talep artışına dayanıyor; biraz da değersiz dolar cinsinden “yüksek fiyattan” giden kamu emlakinin satışına. Hem kamuda, hem de reel sektördeki verimsizliği gizleyen ciro artışı, ne kadar süre işlerin iyi gittiğine karine olabilir ki? Biraz geç de olsa artık reel sektör “açık pozisyonu” gibi laflar telaffuz etmeye başladık. Yakın bir gelecekte, özel kesim açık pozisyonunu takip eden “reel sektör düzenleme ve denetleme kurumu” türü bir kamu otoritemiz olursa sakın şaşırmayın. Oysa, abartılı bir nakit akışına dayalı bireysel talep artışından beslenen kârsız cirolarımızı referans göstererek, kolayca (ne güzel) döviz kredisi buluyor ve bir şekilde “tekerleği” çeviriyorduk. Yeni dönemde tekerleği çevirebilmek için ciroya dayalı “kredibilite” yerine, “verimliliğe dayalı kredibilite” önem kazanacak. Yani hayat bize işin doğasını tekrar hatırlatacak. Doğal seleksiyonu yani.
Kur artışı soğuk havaları sever!
Turizm mevsimi kapanmak üzere. Geçmişte yaşadığımız yüksek kur artışlarının tarihleri, kasım-mart döneminin riskli olabileceğini ima ediyor. Gönülden dileriz ki ülkemizde işler her zamankinden daha iyi gitsin. Ama potansiyel riskleri de görmemiz ve konuşmamız lazım, değil mi? Aksi takdirde, riskleri fırsatlara çeviremeyiz ve ne yapılması gerektiğini her zaman olduğu gibi iş işten geçtikten sonra tartışmaya başlarız.
Dönem sonu işlemlerine hazır mısınız?
Riskli dönem, üç aşağı beş yukarı dönem sonu işlemlerini yaptığımız döneme denk geliyor. Peki mükellef olarak bu süreçten ne beklemeliyiz? Nasıl bir çalışma içinde olmalıyız? Derdimiz; biraz geleceğe dair hissiyatımızı paylaşmak, biraz da operasyonel verimlilikle bağlantılı olarak birkaç vergi konusu itibariyle ipuçları vermek. Operasyonel verimlilik derken kastımız şu: Giderek daha az riskle, ciromuzu, gerçek mal-hizmet hareketine dayalı yüksek bir kârlılık oranıyla birlikte artırmak. Esasen bunun iktisadi anlamı “teknik etkinlik”. Teknik etkinliğin tam istihdamda aynı şeyi ifade eden farklı iki tanımı var.
1) Belli bir girdi düzeyi ile çıktı maksimizasyonu.
2) Belli bir çıktı düzeyi için girdi minimizasyonu.
Eksik rekabet varsa ikinci anlamda teknik etkinlik karşımıza maalesef işsizlik gibi bir maliyet çıkarır. Sanırım bugüne kadarki süreci, daha çok kavramın 1. anlamına benzetebiliriz. Çünkü konsantrasyonumuz daha çok ciroyu artırmaya yönelikti. Yeni dönemde ise konsantrasyonumuz girdiyi asgariye indirmek üzerine yoğunlaşacak. Daha fazla iç tasarruf yapacağız yani.
Döviz borçlarımız ve alacaklarımızın durumu ne olacak?
Unutmuş olabiliriz belki ama, YTL’nin değer kaybetmesi YTL cinsinden hem döviz borçlarımızı artıracak, hem de döviz alacaklarımızı azaltacak. Bir hatırlatma daha: Varlık fiyatlarının tahminlerin ötesinde dalgalandığı dönemlerde ahde vefa azalır. Yani işler daralınca ödemeler aksar, verilen sözler unutulur. O nedenle rasyonel bir işletme yöneticisiysek, açık pozisyonumuz tehlike sınırına yaklaşmadan, yani henüz duvara çarpmamışken yapmamız gereken şeyler var. İlk etapta “tek düzen hesap planı”nda “1 - Dönen varlıklar” ile “3 - Kısa vadeli yabancı kaynakları” oluşturan ve kur artışı ile parite değişikliğinden etkilenecek hesaplara göz atmamız gerekiyor. Tahmini kur artışının ve/veya parite değişikliğinin, buna bağlı olarak hem bizim taahhütlerimizin, hem de bize olan taahhütlerdeki aksamaların bu hesapları nasıl etkileyeceğine ve bu etkinin kısa vadede işletmenin nakit akım tablosuna ve dolayısıyla kısa vadeli işletme sermayesi ihtiyacına nasıl bir etki yapacağını analiz etmemiz gerekiyor. Hemen akabinde uzun vadeye de bakmalıyız. Yani yatırım kararlarımızı, yapılmakta olan yatırımlarımızı, bunların finansman modelini, sermaye yapımızı vesaire gözden geçirmeliyiz. Burada “durmaktan” söz etmiyoruz. Söz ettiğimiz şey, kendimize çekidüzen vermek ve zayıf yönlerimiz için önlem almak. Esasen bu işi de objektif bir göze teslim etmekte büyük fayda var. Öyle ya kimse kendine hastalık yakıştırmaz.
Vergi matrahımız ne olacak?
Euro/dolar paritesinin düşmesi girdi maliyetimizin artması, fakat çıktı fiyatımızın düşmesi anlamına gelecek. Bu durumda kısa dönemde, ya çıktı fiyatlarımızı yükseltip daha düşük bir ciroya katlanarak ya da daha az maliyetle çalışarak hayatta kalmaya çalışacağız. Bu analize aynı zamanda YTL’nin hem dolar, hem de Euro’ya karşı değer kaybını da dahil etmek lazım. Hülasa, önümüzdeki süreçte Japonya ve AB gibi biz de büyümeden fedakarlık yapacağız. Peki mükellef olarak vergi matrahımız bundan nasıl etkilenecek? İki örnek verelim: Varsaydığımız gibi girdilerinizi daha çok dolar cinsinden ithal ediyor ve çıktılarınızı da Euro cinsinden ihraç ediyorsanız, ithalde daha çok KDV ödeyeceksiniz. Hammadde fiyatlarındaki YTL cinsinden artış, dahilde daha yüksek fiyattan alınacak girdiler için de İndirilecek KDV’nizi de artıracak. Şayet çıktı fiyatlarınızı artırma taraftarı değilseniz; hem bu nedenle, hem de genel bir talep düşüklüğü nedeniyle Hesaplanan KDV tutarınız azalacak. Bu durumda yüklendiğiniz KDV miktarı artacak; dolayısıyla ihracat istisnası nedeniyle KDV iadenizi kısa sürede almanız önem kazanacak. Peki kurumlar vergisi matrahınız ne olacak? Bu kez “tek düzen hesap planı”nda bakmanız ve “etki analizi” yapmanız gereken hesaplar farklı olacak. Konu bu kez maliyet muhasebesinin alanına girmenizi gerektirecek ve buradaki muhatabınız 600’lü (özellikle 601 ve 602) ve 700’lü hesaplar olacak. Yani bizim ne kadar kârlı olduğumuzu tayin eden en önemli hesaplar. 600 ve 700’lü hesaplara, kur değişikliğinin muhtemel etkileri penceresinden bakınca ne görüyoruz? Hangi hesaplar kur artışından ve parite değişikliğinden olumsuz etkilenecek? Peki bu etki işletmenin izleyen yıl içinde nakit akım tablosunda ve dolayısıyla işletme sermayesi ihtiyacında nasıl bir değişikliğe yol açacak? Yani, işletme taahhütlerini yerine getirmekte ne kadar zorlanacak? Hangi noktalarda kredibilite zaafına uğrayacak? Müşterilerimizin ve tedarikçilerimizin taahhütlerine uymaması bizi nasıl etkileyecek? Bu analizi ayrıntısıyla ve diğer vergi konularını da kapsayacak şekilde yapmak elbette mümkün. Ama takdir edersiniz ki yeri burası değil.
(Dünya, 12.09.2008)
|