|
- TBMM’de kabul edilerek yasalaşan ve önümüzdeki
günlerde Cumhurbaşkanı’nca onaylanarak yürürlüğe girmesi beklenen 23.07.2010
tarihinde 6009 sayılı Kanunla;
- Ücret gelirlerine uygulanacak gelir vergisi tarifesi 01.01.2010 tarihinden
geçerli olmak üzere yeniden düzenlenmiş,
- Anayasa mahkemesinin iptal kararı sonrasında yeniden halk kazanılan
yatırım indirimi tutarının yıl sınırı olmaksızın ancak kazancın % 25’i ile
sınırlı olarak indirimine izin verilmiş,
- Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının alım/satım ve itfa
kazançlarında yerli-yabancı yatırımcı ayrımına dayalı stopaj uygulamasına son
verilmiş ve sermaye şirketleri ile yatırım fon ve ortaklıklarına yapılan
ödemelerden % sıfır stopaj yapılması öngörülmüş,
- Vergi incelemelerinde uyulacak bazı esaslar belirlenmiş, bu kapsamda
inceleme elemanlarının kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve
sirkülere uymaları ve incelemelerin belirli bir sürede tamamlamaları hükme
bağlanmış,
- Vergi incelemelerini koordine etmek üzere Vergi İnceleme ve Denetim
Koordinasyon Kurulu oluşturmuş,
- Özelge sistemi yeniden düzenlenmiş, özelgelerin ceza yanında faiz
açısından da koruma sağlaması öngörülmüş,
- Genel tebliğ veya sirkülerle açıklamanın değiştirilmesi halinde, yeni tebliğ
veya sirkülerin yayımlandığı tarihten itibaren geçerli olması ve geriye dönük
olarak uygulanmaması hükme bağlanmış,
- Takdir Komisyonuna başvurulmasının zamanaşımı süresini en fazla bir yıl
süreyle durdurması öngörülmüş,
- Banker sayılmak için aranan devamlılık şartı, finansal işlemleri esas
iştigal konusu olarak yapanlar şeklinde değiştirilerek, ödünç para verme
işlerini esas iştigal konusu olarak yapanların BSMV mükellefi olmaları,
bu işleri devamlı olarak yapsalar da esas iştigal konusu olarak yapmayanların
finansman hizmetlerinin ise KDV’ye tabi olması öngörülmüş,
- Finansman şirketlerince kullandırılacak tüm kredilerin temini ve geri
ödenmesi amacıyla düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden istisna edilmiş,
- 1985 veya daha eski model motorlu taşıtların hurdaya ayrılması ve il özel
idarelerine teslimi koşuluyla, bunlara ait motorlu taşıtlar vergisi ile bu
vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve idari para
cezalarının silinmesini öngören düzenleme yapılmış,
- 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun ek 37. maddesinde yer alan,
sanal mobil şebeke operatörü olarak bilinen işletmecilerin hazine payı
yükümlülüğü yeniden düzenlenmiştir.
|
Başta vergi kanunları olmak üzere otuziki kanunda değişiklik öngören “Gelir
Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 23.07.2010
tarihinde 6009 sayılı Kanun olarak yasalaştı. Kanun’un kısa sürede
Cumhurbaşkanlığınca onaylanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.
Yürütme ve yürürlük maddeleri hariç, dokuz geçici maddeyle birlikte yetmiş
maddeden oluşan Kanun’un; 24 maddesi vergi uygulamalarıyla ilgilidir. Kanun’un 10
maddesi ile Gelir İdaresi Başkanlığının kuruluş ve organizasyon yapısıyla
ilgili değişiklik yapılması öngörülmekte olup, 36 madde ise diğer bazı konuları
düzenlemektedir.
Kanun’un vergi kanunlarında değişiklik öngören düzenlemeleri ile Gelir
İdaresi Başkanlığının organizasyon yapısı ve çalışma şekliyle ilgili bazı düzenlemeleri
aşağıda özetlenmiştir.
1. Gelir Vergisi Kanunu’nda Yapılması
Öngörülen Değişiklikler
a) Gelir Vergisi Tarifesi
Gelir Vergisi
Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan gelir vergisi tarifesinin son gelir
dilimine uygulanan % 35 oranı, Anayasa Mahkemesinin 08.01.2010 tarihli Resmi
Gazetede yayımlanan kararıyla, ücret gelirleri yönünden iptal edilmiştir. İptal
kararı, kararın Resmi Gazetede yayımından 6 ay sonra 09.07.2010 tarihinde
yürürlüğe girmiştir.
6009 sayılı
Kanun’la Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesi Anayasa Mahkemesi kararı nedeniyle
değiştirilmiştir.
Yapılan düzenleme
sonrasında gelir vergisi tarifesi aşağıdaki şekilde olmuştur:
|
Tasarıda Ücret Gelirleri İçin
Öngörülen Gelir Dilimleri
|
Vergi Oranı (%)
|
|
8.800 TL’ye kadar
|
15
|
|
22.000 TL’nin
8.800 TL’si için 1.320 TL, fazlası
|
20
|
|
50.000 TL’nin
22.000 TL’si için 3.960 TL
(ücret
gelirlerinde 76.200 TL’nin 22.000 TL’si için 3.960 TL), fazlası
|
27
|
|
50.000 TL’den
fazlasının 50.000 TL’si için 11.520 TL
(ücret
gelirlerinde 76.200 TL’den fazlasının 76.200 TL’si için 18.594 TL), fazlası
|
35
|
Görüldüğü üzere,
Anayasa mahkemesi tarafından mevcut tarifenin % 35 oranı ücret gelirleri
yönünden iptal edilmekle birlikte, tasarıyla iptal edilen oranın yerine yeni bir
oran belirlenmemiş, bunun yerine, gelir dilimlerinde değişiklik yapılarak
Anayasaya uygun bir düzenleme yapılmak istenmiştir.
Yapılmak istenen
düzenlemeden ve gerekçesinden açıkça anlaşılamamakla birlikte, 2005 yılında
uygulanan tarifedeki vergi yüküne eşit vergi yükü yaratan bir gelir dilimi
belirlenerek Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi karşılanmaya
çalışılmıştır.
Yapılan
düzenlemenin Anayasaya uygun olup olmadığı yine açık değildir. Anayasa
Mahkemesi kararının gerekçesine uygun bir düzenleme yapılmış olsa da, bu defa
da başka yönleriyle yapılan düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu söylenebilir.
Bu çerçevede, özellikle yapılan düzenlemenin geriye yürütülmesi ve yüksek
ücretliler için diğer gelir gruplarına göre bir farklılık yaratılmasına rağmen düşük
ücretliler için böyle bir düzenleme yapılmamasının Anayasaya aykırılığı iddiası
bizce kayda değer bir iddiadır.
Düzenlemenin
Anayasaya aykırılığı bir yana bırakılsa da, önerilen tarifenin sadece mevcut
davalar dikkate alınarak vergi iadesi yapmamaya veya en aza indirmeye odaklandığı,
bilimsel gerçeklerden ve vergileme ilkelerinden uzak olduğu açıktır.
Yapılan
düzenlemeyle;
- Yeni tarifenin 01.01.2010 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe
girmesi,
- 2010 takvim yılına ilişkin
olarak yapılmış ücret ödemeleri için Kanunun yayımlandığı tarihe kadar yapılmış
olan gelir vergisi tevkifat tutarlarının bu Kanunla yapılan düzenleme uyarınca
hesaplanan vergiden;
- Fazla
olması hâlinde, fark vergi tutarının terkin edilmesi, tahsil edilmişse
mükelleflerin sonraki dönemlerde ödeyecekleri gelir vergisinden mahsubu, mahsup
olanağının olmaması hâlinde ise red ve iade edilmesi,
- Eksik
olması halinde farkın, vergi sorumluları tarafından Kanun’un yayımlanmasından
sonra yapılacak ilk ücret ödemesinden kesilerek bu ödemenin ait olduğu döneme
ilişkin muhtasar beyannamenin verilme ve ödeme süresi içinde topluca verilecek
ayrı bir beyanname ile beyan edilerek ödenmesi,
- Bu
beyanname için ayrıca damga vergisi hesaplanmaması, süresinde düzeltilen söz
konusu fark için gecikme faizi ve vergi cezası aranmaması, eksik tahakkuk etmiş
olan verginin bu süre içinde tamamlanmaması halinde bu tarihte vergi ziyaı
doğmuş olduğu,
hükme bağlanmıştır.
Kanun TBMM de
yasalaşmış olmakla birlikte, Cumhurbaşkanı’nca onaylanıp Resmi Gazetede
yayımlanmadığından henüz yürürlüğe girmemiştir. Kanun’un Temmuz ayı sonuna
kadar yayımlanmaması durumunda, personel ücretlerini ay sonunda ödeyen
işletmeler açısından, ödemelerin yapıldığı gün itibariyle yeni tarife yürürlüğe
girmemiş olabilecektir.
Ödeme günü itibariyle yeni
tarifenin yürürlükte olmaması ve değişikliğin Ağustos ayında yürürlüğe girmesi
halinde uygulamanın aşağıdaki gibi yapılabileceği düşünülmektedir:
- Mevcut tarifeye göre (Anayasa Mahkemesince iptal edilen tarife,
50.000 liranın üzeri için % 27 vergi oranı) verginin hesaplanması ve Temmuz ayı
muhtasar beyannamesinin de buna uygun olarak hazırlanması.
- Ağustos ayında yeni tarifeye göre verginin yeniden
hesaplanması, tarifenin değişmesinden kaynaklanan farkın, Eylül ayında (Ağustos
ayına ait) ayrı bir muhtasar beyannameyle beyanı.
Yukarıda da açıklandığı üzere,
yeni düzenleme 1 Ocak 2010 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girecektir.
Bu durumun şimdiden bilinmesinde, eksik kesilen verginin personelden geri
alınması veya işletme kaynaklarından ödenmesi gerekeceği dikkate alınarak,
gerekiyorsa ücret ödemelerinde İş Hukukunun izin verdiği sınırlar içinde önlem
alınmasında yarar vardır.
Bu arada, yeni tarifenin
Anayasaya aykırılığı da değerlendirilmeli, düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu
düşünülüyorsa ek muhtasar beyanname veya ücret gelirlerinin beyan edildiği
aylık muhtasar beyannameler ihtirazi kayıtla beyan edilmeli ve Anayasaya
aykırılık gerekçesiyle dava açılmalıdır.
Öte yandan, Anayasa
Mahkemesi iptal kararının yürürlüğe girdiği 08.07.2010 tarihi öncesinde ödenen
ücretler üzerinden kesilen gelir vergisini ihtirazi kayıtla beyan edenlerin
yargı kararları doğrultusunda işlem yapmaları gerekmektedir. Yeni yapılan
düzenlemenin 1 Ocak 2010 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmesi
nedeniyle,
- 2009 yılına ilişkin olarak açılmış davaların
kazanılabileceği ve fazla ödenen vergilerin alınabileceği,
- 2010 yılına ilişkin davaların ise yeni düzenleme
çerçevesinde sonuçlanacağı ve Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 78.
maddesinde öngörülen şekilde alınacak iadeler dışında herhangi bir iadenin söz
konusu olmayacağı,
- Yeni yapılan düzenlemenin, diğer gerekçeler yanında
geriye yürütülmesi nedeniyle iptal davasına konu olabileceği,
düşünülmektedir.
b) Yatırım İndirimi
Anayasa
Mahkemesinin 08.01.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kararıyla, Gelir Vergisi Kanunu’nun yatırım indirimiyle
ilgili geçici 69. maddesinde yer alan ve işletmelerin yatırım indirimi
haklarını 2006, 2007 ve 2008 yılları ile sınırlayan düzenleme iptal edilmiştir.
6009 sayılı
Kanun’un 5. maddesinde yapılan düzenlemeyle, Mahkeme kararı doğrultusunda
yeniden hak kazanılan yatırım indirimi tutarının indirimi düzenlenmektedir.
Düzenlemeyle yıl sınırlaması kaldırılmakta ancak bu defa da kazancın % 25’i
ile sınırlandırılmaktadır.
Yapılması öngörülen
düzenlemeyle ayrıca, yatırım indirimi sonrası kalan kurum kazancının % 20
oranında kurumlar vergisine tabi olması öngörülmektedir.
Tasarının
gerekçesinde, Anayasa mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak,
indirilemeyen ve sonraki dönemlere devreden yatırım indirimi istisnasından yıl
sınırlaması olmaksızın yararlanılmasının sağlandığı belirtilmektedir.
Oysa Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerine
bakıldığında, iptal kararının temel gerekçesinin yıl sınırlaması olmayıp, geriye
dönük düzenlemelerle kişilerin haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi
gözetilmeden kısıtlanması olduğu görülmektedir. Kararda, Gelir Vergisi
Kanunu’nun geçici 69. maddesi kapsamındaki yükümlülerin 5479 sayılı Yasa’nın
yayımlandığı 08.04.2006 tarihine kadar yatırım indirimi istisnasından
yararlanacaklarını göz önünde bulundurarak yatırım kararı aldıkları ve yatırıma
başladıkları, bu yükümlülerin indirimin yılla sınırlanacağını önceden
bilmedikleri, yatırım indiriminden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar
yapılması gereken indirimin sonradan üç yılla sınırlandırılmasının verginin
genellik, eşitlik, öngörülebilirlik ve kamusal yetkinin kullanılmasında
yükümlülere hukuksal güvenlik sağlayan yasallık ilkelerine aykırılık
oluşturduğu açıkça yer almaktadır.
Görüldüğü üzere Anayasa
Mahkemesi açıkça, geriye dönük kurallarla hakların kısıtlanamayacağına, yatırım
kararı alan işletmelerin bu kararı aldıkları ve yatırıma başladıkları anda
bilmedikleri dikkate alınarak, indirimin sonradan herhangi bir şekilde
sınırlandırılmasının Anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir.
Özetle düzenlemeyle,
Anayasaya aykırı olması nedeniyle iptal edilen bir yasal düzenleme, yine
Anayasaya aykırılığı açık bir başka düzenlemeyle değiştirilmiştir.
Anayasaya
aykırılığı açık olan bu düzenlemenin öngörülmesinde esas etkenin, 2008 yılı
sonu itibariyle var olan ve sonraki yıllara devreden, 3.000’den fazla
mükellefin, yaklaşık 78 milyar TL tutarındaki yatırım indirimi hakkının vergi
gelirlerinde yaratacağı düşünülen gelir kaybı olduğu ve bu kaybın yıllara yayılmak
istendiği söylenebilir.
Anayasaya
aykırılığı bizce açık olan bu düzenleme, iptal davasına konu olması durumunda
tekrar iptal konusu olabilecektir. Bu çerçevede yeni düzenlemeyle kazanılmış
hakları tekrar sınırlanan kurumların, beyannamelerini ihtirazi kayıtla vererek,
yapılacak tarhiyatı Anayasaya aykırılık iddiası ile vergi mahkemelerinde dava
konusu yapmaları mümkündür.
c) Yabancıların
Bazı Faiz ve Alım-Satım Kazançlarında Gelir Vergisi Stopajı Oranı
Gelir Vergisi
Kanunu’nun geçici 67. maddesine 5527 sayılı Kanun’la eklenen, dar mükellef
gerçek kişi ve kurumlar için bazı gelirlerde stopaj oranının % 0 olarak
uygulanmasını öngören hükmü Anayasa Mahkemesinin 08.01.2010 tarihli Resmi
gazetede yayımlanan kararıyla iptal edilmiştir.
6009 sayılı
Kanun’un 4. maddesiyle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate
alınarak, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının alım/satım ve
itfa kazançlarında yerli-yabancı yatırımcı ayrımına dayalı stopaj uygulamasına
son verilmiş ve sermeye şirketleri (yatırım fon ve ortaklıkları ile münhasıran
menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracı getirileri ile değer artışı
kazançları elde etmek ve bunlara bağlı hakları kullanmak amacıyla faaliyette
bulunan dar mükelleflerden Sermaye Piyasası Kanunu’na göre kurulan yatırım
fonları ve yatırım ortaklıkları ile benzer nitelikte olduğu Maliye Bakanlığınca
belirlenenler dâhil) için % 0 oranında stopaj yapılması öngörülmüştür.
Düzenleme sonrası,
yerli-yabancı ayırımı son bulmuş, basit olarak ifade edilecek olursa sermaye
şirketleri - gerçek kişi ve sermaye şirketleri dışında kalan kurumlar ayırımı
yapılmıştır.
Düzenleme 01.10.2010 tarihinde
yürürlüğe girecektir.
Düzenlemenin
yürürlüğe girmesiyle birlikte Gelir Vergisi Kanunu’nun
geçici 67. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki gelirler üzerinden;
- Sermaye şirketlerine ödenenler (Türk sermaye
şirketlerine benzer nitelikteki yabancı kurumlar dahil) için % 0,
- Yatırım fon ve ortaklıklarına ve Kanun’da
tanımlanmış olan dar mükellef benzeri fon ve ortaklıklara ödenenler için % 0,
oranında stopaj yapılacaktır.
Yeni düzenleme tam mükellef
gerçek kişilere yapılan ödemeler açısından bir değişiklik getirmemiştir.
Bunlara geçici 67. maddenin birinci fıkrasında sayılan ödemelerden mevcut Bakanlar
Kurulu kararları çerçevesinde aynı oranlarda stopaj yapılacaktır.
Yeni düzenleme sonrasında, dar
mükellef gerçek kişilere yapılacak ödemelerde uygulanacak oran konusunda bir
açıklık yoktur. Mevcut yasal düzenlemeye göre bu ödemelerden % 15 oranında
stopaj yapılması gerektiği düşünülmektedir. Ancak Bakanlar Kurulunun kısa bir
süre içinde yeni bir Kararnameyle bu oranları tam mükellef gerçek kişilerle
eşitlemesi beklenmektedir.
Öte yandan, maddede
yer alan oranların değiştirilmesi konusunda Bakanlar Kuruluna verilen yetki,
sermaye piyasalarında ortaya çıkacak değişiklikleri de kavrayabilmek amacıyla
genişletilmiştir.
2. Vergi Usul Kanunu’nda Yapılması
Öngörülen Değişiklikler
a) Vergi İncelemelerinde Uyulacak
Esaslar
Kanun’la Vergi Usul
Kanunu’nda yapılan düzenlemelerle;
- Vergi incelemesine
başlanmasının tutanağa bağlanarak bir örneğinin incelenen mükellefe verilmesi,
- İnceleme
elemanlarının kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uymaları,
- İncelemelerin, tam
incelemelerde en fazla bir yıl, sınırlı incelemelerde ise en fazla altı ayda bitirilmesi,
bu sürelerde bitirilemeyen incelemeler için altı ayı geçmeyecek şekilde
sürelerin belirli bir prosedür çerçevesinde uzatılabilmesi,
- İnceleme elemanları
tarafından yazılan raporların, oluşturulacak rapor değerlendirme komisyonları
tarafından okunması ve zorunluluğu,
öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere Kanun’la vergi incelemeleri belirli standartlara bağlanmaktadır.
Bu yönüyle öngörülen düzenlemeler olumludur.
Tasarıyla yapılmak istenen ve yukarıda özetlenen düzenlemelerden bir kısmı
zaten uzun zamandır yapılan uygulamaları öngörmekte olup yeni uygulamalar
getirmemektedir. Bu çerçevede örneğin, bazı denetim birimlerinde incelemeye
başlama tutanakla tespit edilmekte, raporlar da yetkili okuma komisyonlarınca
okunmaktadır. Yönetmelikle düzenlenmiş olan bu konular Kanun’la yasal tabanı
daha güçlü olarak düzenlenmekte, uygulamanın da bütün denetim birimleri ve
inceleme elemanları için uyumlu olması sağlanmaktadır.
Kanun’un incelemede uyulacak esasları düzenleyen maddesi, 01.01.2011
tarihinde yürürlüğe girecektir.
b) Vergi İncelemelerinin
Koordinasyonu
Kanun’la vergi inceleme birimlerinin birleştirilmesi projesinden
vazgeçildiği, bunun yerine vergi incelemelerini koordine etmek üzere bir
Koordinasyon Kurulu oluşturulduğu görülmektedir.
Bilindiği kadar bu oluşum yeni olmayıp, Bakanlık bünyesinde oluşturulmuş
bir Koordinasyon Kurulu zaten vardır ve bir süredir görev yapmaktadır.
Kurulun yasal bir zemine kavuşturulması olumlu olmakla birlikte önemli bir
yenilik getirmemektedir.
c) Yeni Özelge Sistemi ve Özelgelerin
Hukuki Sonuçları
Gelir İdaresi Başkanlığınca bir süre önce yapılan düzenlemeyle özelge
başvurularının yerel teşkilata yapılması, Başkanlıkça onaylandıktan sonra da
mükellefe yine yerel teşkilat tarafından verilmesi öngörülmüştür.
Bu düzenleme sonrasında özelge sistemi önemli ölçüde işlemez hale gelmiş,
son zamanlarda özelge talepleri büyük ölçüde zamanında veya hiç
cevaplanamamıştır.
Kanun’la, Tebliğ
ile oluşturulan ve işlemeyeceği anlaşılan yapı, çok fazla değiştirilmeden
yasayla düzenlenmektedir. Oluşturulmak istenen yapının hızlı ve etkin olarak
çalışıp çalışmayacağı zamanla görülecektir.
Öte yandan,
tasarıyla özelge talepleri için harç ödenmesi öngörülmekte iken yasalaşma
sürecinde bu düzenleme kaldırılmıştır. Dolayısıyla eskiden olduğu gibi özelge
talepleri için herhangi bir ücret ödenmeyecektir.
Kanun’la özelge
sistemi konusunda yapılan bir başka düzenleme de, özelgelerin ceza yanında faiz
açısından da koruma sağlamasıdır. Bu düzenleme belki de Kanun’un en önemli
düzenlemelerinden birisidir.
d) Yanılma ve Görüş Değişikliği
Vergi Usul Kanunu’nun 369. maddesinde yapılan değişiklikle;
- Yetkili makamların
mükellefe yazı ile yanlış izahat vermiş olmaları veya bir hükmün uygulanma
tarzına ilişkin bir içtihadın değişmiş olması halinde vergi cezası kesilmemesi
ve gecikme faizi hesaplanmaması,
- Genel tebliğ veya
sirkülerle yaptığı açıklamayı değiştirmesi halinde, yeni tebliğ veya sirkülerin
yayımlandığı tarihten itibaren geçerli olması ve geriye dönük olarak uygulanmaması,
öngörülmüştür.
Yapılan düzenlemeyle özelgelerin gecikme faizine karşı koruması öngörülmüş,
bu düzenlemenin de kanun’un yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.
Açık olmamakla birlikte, bu Kanun’un yürürlüğünden önce verilmiş olan
özelgelerin de gecikme faizine karşı koruyacağı düşünülmektedir. Aksi halde
geçmişte verilen bütün özelgelerin yenilenmesi gerekecektir ki, bunun makul ve
yasal bir açıklaması yoktur.
Yapılan düzenlemeyle, bu kurala bir istisna
konmuş ve yargı organlarınca iptal edilen genel tebliğ ve sirküler hakkında bu
hükmün uygulanmaması öngörülmüştür.
Bir önceki bölümde
de açıklandığı üzere, özellikle mükellef hakları ve öngörülebilirlik açısından,
Kanun’un belki de en önemli düzenlemelerinden birisi budur. Tebliğ ve sirküler
değişikliğinin geriye doğru yürütülmemesi önümüzdeki günlerde hukukçular
tarafından çok tartışılabilecek bir konu olmakla birlikte, tebliğ ve sirkülerde
yer alan açıklamalara uygun olarak işlem yapanların hukukunun korunması
açısından son derece önemlidir.
d) Takdir Komisyonuna Sevk İşleminin
Zamanaşımını Durdurması
Vergi Usul
Kanunu’nun 114. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, vergi dairesince matrah
takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının zamanaşımını durduracağı
yönündeki düzenleme, Anayasa Mahkemesinin 08.01.2010 tarihli resmi gazetede
yayımlanan kararıyla iptal edilmiştir.
Kanun’la, Anayasa
mahkemesi kararı gerekçesi dikkate alınarak yeni bir düzenleme yapılmış, Takdir
Komisyonuna başvurulmasının zamanaşımı süresini en fazla bir yıl süreyle
durdurması öngörülmüştür.
Kanunda ayrıca,
01.01.2005 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak, daha önce takdir
komisyonuna gönderilmiş olup, takdir edilen matrah üzerinden 31.12.2012
tarihine kadar tarh ve tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğraması
öngörülmüştür. Takdir Komisyonunda geçen süreyi sınırlayan yukarıdaki düzenleme
ne kadar olumluysa, geçici maddede yer alan düzenleme de o kadar olumsuz ve
bize göre de yine Anayasaya aykırıdır. Bu geçici madde bir anlamda, geçici bir
süre için daha Anayasaya aykırılığa devam edilir demektedir. Konunun ekonomik
büyüklüğü bilinmemekle birlikte, mevcut yapı çerçevesinde, böyle bir
düzenlemeye hiç gerek olmadığı düşünülmektedir.
e) Elektronik Ortamda Tebliğ
Vergi Usul
Kanunu’na eklenen 107/A maddesiyle, elektronik ortamda tebliğ yapılabilmesine
olanak sağlayan bir düzenleme yapılmış, ayrıca Maliye Bakanlığına elektronik ortamda tebliğ ile ilgili gerekli altyapıyı
kurma ve konuyla ilgili esas ve usulleri belirleme yetkisi verilmiştir.
Maliye Bakanlığının
yetkisini kullanırken özenli davranmaması ve gerekli önlemleri almaması
durumunda, mükellefler açısından önemli olumsuzluklar yaratması olasıdır.
f) Cezalar
Vergi Usul
Kanunu’nun 353 ve mükerrer 353. maddelerinde yapılması öngörülen
değişikliklerle;
- Belge basımı ile
ilgili bildirim görevini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen matbaa
işletmecilerine bir takvim yılında kesilebilecek özel usulsüzlük cezası tutarı
için üst sınır getirilmekte,
- Mükerrer 355.
maddenin beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan fiiller için öngörülen özel
usulsüzlük cezaları, işlenen fiillerin ağırlığı ile orantılı olacak şekilde
yeniden düzenlenmekte,
- Aynı maddenin
dördüncü fıkrasının sonuna eklenen cümle ile de tahsilât ve ödemelerin
bankalar, katılım bankaları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle
tevsik edilmemesi durumunda kesilecek özel usulsüzlük cezasına ilişkin olarak
takvim yılı bazında uygulanacak toplam ceza tutarı bakımından üst sınır
getirilmektedir.
3. Gider Vergileri Kanununda Yapılması
Öngörülen Değişiklikler
Kanun’un 1. maddesiyle Gider Vergileri Kanunu’nun 28. maddesinde yapılması
öngörülen değişiklikle, banker sayılmak için aranan devamlılık şartı, finansal
işlemleri esas iştigal konusu olarak yapanlar şeklinde değiştirilerek, ödünç
para verme işlerini esas iştigal konusu olarak yapanların BSMV mükellefi
olmaları, bu işleri devamlı olarak yapsalar da esas iştigal konusu olarak
yapmayanların finansman hizmetlerinin ise KDV’ye tabi olması öngörülmektedir.
Görüldüğü üzere, yapılan düzenlemeyle banker sayılmanın temel ölçütü
değiştirilmekte, devamlılık ölçütünün yerini esas iştigal konusu olma ölçütü
almaktadır.
Değişiklik öncesinde, Maliye Bakanlığı ve Danıştay tarafından verilen
görüşler çerçevesinde, kredi kullandırmanın devamlılığı varsa, krediyi
kullandıran kurum Gider Vergileri Kanunu’nun 28. maddesi çerçevesinde banker
olarak kabul edilmiş ve sağlanan finansman hizmetleri sebebiyle lehe kalan faiz
ve kur farklarından BSMV hesaplaması gerekmiştir.
Süregelen içtihatlara göre, aynı takvim yılı içinde birden fazla kişiye ya
da birden fazla olmak üzere bir kişiye veya birbirini izleyen yıllarda bir ya
da birden çok kişiye ödünç para verilmesi halleri, borç verme işiyle devamlı ve
mutad meslek halinde uğraşıldığının göstergesi sayılmıştır. Bu devamlılık tanım
ve uygulaması, işletmelerin çoğunun banker sayılması ve BSMV BSMV mükellefi
olmaları sonucunu doğurmuştur.
Yapılan düzenlemeyle bu uygulamaya son verilmek istenmiş, esas faaliyet
konusu borç para verme işi olmayan kurumların, bu kurumlar devamlı olarak borç
para verme işlemi yapsalar da, ticari icaplar gereği yaptıkları borç para verme
işlemleri BSMV kapsamı dışına çıkartılmıştır. Bu düzenleme sonrasında söz
konusu işlemler katma değer vergisine tabi olacaktır.
Kanun’un 2. maddesiyle Gider Vergileri Kanunu’nun 29. maddesinde yapılan
değişiklikle de, BSMV mükelleflerinin, Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve
opsiyon borsalarında gerçekleştirdikleri vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri
nedeniyle lehlerine kalan tutarlar için vergi istisnası getirilmiştir.
4. Damga Vergisi Kanunu’nda Yapılan
Değişiklikler
- Damga Vergisi
Kanunu’na ekli (2) sayılı Tablonun IV. Bölümünde yapılan değişiklikle,
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yapılan tüketici kredisi tanımına bağlı
olmaksızın, finansman şirketlerince kullandırılacak tüm kredilerin temini ve
geri ödenmesi amacıyla düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden istisna
edilmiştir. Değişiklik öncesi istisna
kapsamına sadece bu Kanun’un 10. maddesi çerçevesinde kullandırılan tüketici
kredileri nedeniyle düzenlenen kâğıtlar girmekte olup, istisnanın kapsamı
genişletilmiştir.
- Damga Vergisi
Kanununa ekli (2) sayılı tablonun (33) numaralı fıkrasında yapılan
değişiklikle, sözleşmeli tarımı teşvik etmek amacıyla, Tarım Kanunu
çerçevesinde tarım ürünlerine ilişkin olarak üretici ile alıcı arasında
düzenlenen tarımsal üretim sözleşmeleri damga vergisinden istisna edilmiştir.
- Damga Vergisi
Kanununa ekli (2) sayılı tablonun, "III- İşçiler, çiftçiler ve göçmenlerle
ilgili kâğıtlar" başlıklı bölümüne eklenen bir fıkra ile, tarımsal
destekleme programları kapsamında hibe desteği sağlanması uygun görülen yatırım
projelerine ilişkin olarak proje sahipleri ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
arasında düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden istisna tutulmuştur.
5. Harçlar Kanunu’nda Yapılan
Değişiklikler
Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinde yapılan değişikliklerle;
- Ölüm ve cismani
zarar nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın
oranının yirmide bir (diğer davalarda dörtte biri peşin) olarak uygulanması
öngörülmüş,
- Anayasa
Mahkemesinin 17.03.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2010/9 sayılı Kararı
doğrultusunda, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün
tebliğe çıkartılması, takibe konulması ve kanun yollarına başvurulması gibi müteakip
işlemlerin yapılmasına engel teşkil etmeyeceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan,
- Harçlar Kanunu’na
ekli (1) sayılı tarifeye iki yeni harç eklenmiştir. Yapılan düzenlemeye göre,
keşif veya haciz talebinde bulunanlar, bu talebin yerine getirilmesi için
tutarı 120 lira olarak belirlenen “keşif
harcı” ve tutarı 40 lira olarak belirlenen “haciz, teslim ve satış harcı” ödeyeceklerdir. Bu mali
yükümlülükler yeni olmayıp, daha önce 3717 sayılı Adli Personel İle Devlet Davalarını
Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi İle 492 Sayılı Harçlar
Kanununun Bir Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun kapsamında ödenmekte iken,
düzenleme anayasa mahkemesince iptal edilmiştir. Yeni yapılan düzenlemeyle
öngörülen harç tutarları bu nedenle ek bir ödeme yükümlülüğünü ifade
etmemektedir.
- Harçlar Kanunu’nun
123. maddesinde yapılan değişiklikle, harç muafiyetlerinin; yukarıda belirtilen
iki yeni harç için (keşif harcı ve haciz, teslim ve satış harcı) bakımından
uygulanmaması öngörülmüştür.
6. Diğer Düzenlemeler
- Vergi kanunları
kapsamındaki yeminli mali müşavirlik tasdik işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirilmesi ve tasdike konu
işlemlerin mükellef grupları, faaliyet ve tasdik konuları itibarıyla ayrı ayrı
belirlenmesi konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmiştir.
- 1985 veya daha eski
model motorlu taşıtların hurdaya ayrılması ve il özel idarelerine teslimi
koşuluyla, bunlara ait motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme
zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve idari para cezalarının silinmesini
öngören düzenleme yapılmıştır.
- Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası Kanunu’nda yapılan değişiklikle;
- Bankanın aktif ve
pasifindeki döviz ve altın cinsinden varlık ve yükümlülüklerinin değerlemesi
nedeniyle Banka lehine doğan değerleme farklarının, değerlemeye konu varlık ve
yükümlülüklerin sarf edildikleri veya Türk parasına çevrildikleri tarihe kadar
dönem kazancına dahil edilmemesi ve kurumlar vergisine tabi tutulmaması,
- Banka aleyhine
doğan değerleme farklarının, değerlemeye konu varlık ve yükümlülüklerin sarf
edildikleri veya Türk parasına çevrildikleri tarihe kadar dönem kazancından
düşülmemesi ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate
alınmaması,
öngörülmüştür
- Sanayi ve ticaret
Bakanlığının teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da yapılan düzenlemeyle, Bakanlık
müfettişlerinin bilgi ve belge taleplerini karşılama yükümlülüğü getirilmiştir.
- 3568 sayılı
Kanun’da yapılan değişiklikle, Kanun kapsamındaki meslek mensuplarının, maddede
sayılan, esas olarak kamu ve kamusal nitelikli diğer bazı kurumlarda yaptıkları
yönetim kurulu başkan ve üyeliği ile denetçilik görevlerinin meslekle
bağdaşmayan işlerden sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.
- 406 sayılı Telgraf
ve Telefon Kanunu'nun ek 37. maddesinde yer alan, sanal mobil şebeke operatörü
olarak bilinen işletmecilerin hazine payı yükümlülüğü yeniden düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere GSM operatörleri imtiyaz
sözleşmelerinde yer alan hazine payı yükümlülüğü kapsamında brüt gelirleri
üzerinden %15 oranında hazine payı ödemekle mükelleftirler. GSM
operatörlerinden dakika satın alıp kendi abonelerine belirli bir kar marjı ile
satmak isteyen ancak mobil şebekesini haiz olmayan sanal mobil şebeke
operatörlerinin de rekabet eşitsizliği olmaması adına aynı yükümlülüğe tabi tutulmasını
teminen daha önce 406 sayılı Kanun'un ek 37. maddesinde bir değişiklik yapılmış,
değişiklikle sanal mobil şebeke operatörlerinin de brüt gelirleri üzerinden % 15
oranında hazine payı ödeyecekleri hüküm altına alınmıştır. Bu değişikliğin aynı
gelir üzerinden hem GSM operatörü hem de sanal mobil şebeke operatörünün hazine
payı ödemesine sebep olduğu kanısı ile yapılan çalışmalar sonucunda sanal mobil
şebeke operatörlerinin net kar marjları üzerinden hazine payı ödemelerini
teminen yukarıda özetlenen değişiklik yapılmıştır.
İlgili Kanun metnine
aşağıdaki bağlantı yardımıyla ulaşabilirsiniz.
Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Saygılarımızla.
Recep Bıyık
Mevzuat Eğitim ve Araştırma Başkanı
|